Dövize endeksli mevduata Hazineci, bankacı ve ekonomist yorumu

Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından dün akşam kabine toplantısı sonrasında açıklanan ‘dövize endeksli mevduat’ uygulaması, döviz kurlarında çok sert düşüş ve dalgalanmayı beraberinde getirdi.

Açıklama öncesinde 18,36’ya kadar yükselen dolar/TL, açıklama sonrasında bu sabah 11,09’a kadar geriledikten sonra tekrar 14,37’ye kadar yükselip geri çekildi.

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın bugün düzenlemenin detaylarını paylaşması sonrasında ise kurda hafif yukarı yönlü artış görüldü.

Bakanlık, “Ürün, gerçek kişilerce TL vadeli hesaplar üzerinde işleyecek faiz ile hesap açılış ve vade tarihlerindeki kur değişim oranı kıyaslanacak; yüksek olan oran üzerinden hesap nemalandırılacak ve bu mevduat ürününe stopaj uygulanmayacaktır” dedi.

Hesapların 3, 6, 9 ve 12 ay vadeler ile açılabileceğini ve minimum faiz oranının TCMB Politika Faiz Oranı olarak uygulanacağını belirten bakanlık ayrıca “Vade sonunda kur değişiminin faiz oranı üzerinde kalması halinde oluşabilecek fark müşteri hesabına TL olarak yansıtılacaktır” dedi ancak ödemeyi kimin yapacağını belirtmedi.

Kamuoyuna yansıyan bilgiler, farkın Hazine tarafından ödeneceği yönünde olsa da, açıklamadaki muğlaklık dikkat çekti.

Eski Hazine yöneticisi Coşkun Cangöz, eski bankacı Prof. Dr. Şenol Babuşçu ve ekonomist Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu, düzenlemeyi sozcu.com.tr’ye değerlendirdi.

‘YASAL DÜZENLEME OLMADIĞI İÇİN MUĞLAK’

2012 yılında Hazine’nin borçlanma birimi Kamu Finansmanı Genel Müdürlüğü’nü yurt içinde sıfır döviz cinsi borçlanmayla teslim eden Cangöz, bakanlığın açıklamasında farkın kimin ödeyeceğinin belirtilmemesinin nedeninin, yasal düzenleme eksikliği olduğuna işaret etti.

Hazine’nin kur farkı ödemesi yapabilmesi için 2022 bütçesinde ödenek olması gerektiğini ancak bu ödeneğin bulunmadığını belirten Cangöz, “Bütçeye ödenek koyabilmek için de yasal düzenleme lazım. Her ikisi de yok. Aceleyle alınmış bir karara benziyor” dedi.

‘MEVDUATI OLMAYAN OLANIN KUR FARKINI ÖDER’

Hazine’nin toplam borcunun üçte ikisinin döviz ve altın cinsi olduğunu, buradaki kur riskine ek olarak kamu özel işbirliği projelerindeki döviz cinsi gelir garantileri nedeniyle de Hazine’nin üstünde büyük risk bulunduğunu belirten Cangöz, buna bir de vatandaşın dövize endeksli mevduatlarındaki riskin eklendiğini dile getirdi.

“Nasıl Osmangazi Köprüsü’nden geçmeyen vatandaş da Hazine üzerinden geçiş ödemesi yapıyorsa, bu uygulamayla mevduatı olmayan vatandaş da mevduatı olanın kur farkı kazancının ödemesini yapacak” diyen Cangöz, kur riskinin tüm toplumun üzerine yıkıldığını vurguladı.

‘BU DEFA RİSK ÇOK FAHA FAZLA’

1970’li yıllarda ‘dövize çevrilebilir mevduat’ uygulamasının bugünkünden farklı olduğunu, koşulların da farklı olduğunu ancak kur riskinin o dönemde de Hazine’ye yıkıldığını ve kur çeşitli nedenler patlayınca Hazine’nin büyük zarar ettiğini belirten Cangöz, bu defa risk çok daha yüksek dedi.

Kur ve enflasyonun istikrara kavuşması durumunda dövize endeksli mevduatın faydalı olabileceğini ancak oynaklık devam ederse birikim sahiplerinin parasını 3 ay TL mevduata bağlamayı tercih etmeyebileceğini belirten Cangöz, Türkiye ekonomisinin makro ekonomik temellerindeki sorunları çözmeden, belirsizlikleri gidermeden kur ve enflasyonu kontrol altına almanın zor olacağını söyledi.

‘TAM DOLARİZASYON ANLAMINA GELİYOR’

Kozanoğlu, “Öncelikle tasarruf sahibinin kur riskini devlet üstlenmiş oluyor. Bakanlık açıklamasında dolar kurunun esas alınacağı söyleniyor. Bu da tam bir dolarizasyon anlamına geliyor” diyen Prof. Dr. Kozanoğlu, “Diğer bir ifadeyle Türkiye ekonomisi tamamen ABD Merkez Bankası’nın (Fed) dümen suyuna girmiş oluyor. Önümüzdeki dönemde faiz artışlarıyla ABD dolarının değerlenmesi yeni riskler getirecek” değerlendirmesinde bulundu.

Döviz tevdiat hesaplarının 258 milyar dolar, TL mevduatlarının ise 1 trilyon 750 milyar lira olduğunu belirten Kozanoğlu, “Bu uygulamanın sadece bireylere açık olduğu düşünülürse bankacılık sistemi yüzde 85-90 dolarize hale geliyor” dedi.

Kur farklarının Hazine’den karşılanacak olmasının sade vatandaşa daha fazla vergi veya daha az hizmet ve maaş şeklinde olumsuz yansıyacağını aktaran Kozanoğlu, “Hazine’nin son 3 yılda boy veren 31,5 milyar dolar dövize endeksli iç borçları kur artışıyla zaten şimdiden büyük bir maliyet getirmiş durumda” dedi.

Sistemin manipülasyona açık olduğunu ve Hazine’ye ek maliyetler getireceğini söyleyen Kozanoğlu, “Bankalar yüzde 14’le enflasyonun çok altında politika faiziyle fonlanırken bir de kendileri için risksiz dövize endeksli mevduat toplayacaklar. Yani finans sektörü ve rantiye kesim lehine, sade yurttaş aleyhine bir sınıfsal tercih söz konusu. Sistem manipülasyona da açık. Hesaplar ilk açılırken kurların düşmüş olması yükselme riskini, dolayısıyla Hazine’ye maliyeti artırabilir” dedi.

Kurdaki sıçramanın Hazineye ne kadar yük getireceği yükü ise şöyle anlattı:

“Ne kadar mevduatın bu işe gireceği ve kurun nasıl seyredeceğine bağlı. Dövize endeksli 31,5 milyar dolar iç borcun şu ana kadar 150 milyar lira civarında zarara yol açtığını düşünüyorum.”

Kozanoğlu son olarak, “Bir de modelin ne zaman sonlandırılacağı belli değil. İşte o anda kurda büyük bir sıçrama yaşanabilir. Muhtemelen bu kaos ya seçimden sonra ya da bizden sonra diye düşünülüyor. Kısa vade uğruna geleceğe bir saatli bomba bırakılıyor” değerlendirmesinde bulundu.

‘VATANDAŞ 3 AY VADEYİ TERCİH ETMEYEBİLİR’

Sozcu.com.tr’ye değerlendirmelerde bulunan Ziraat Bankası eski Genel Müdür Yardımcısı Şenol Babuşçu, uygulamanın enflasyona etkisinin olumsuz olacağını belirtti.

Dolarizasyonu düşürüp düşürmeyeceği konusunda uygulamayı görüp beklemek lazım. Şu an için bir şey söylemek için erken” diyen Babuşçu, yeni sisteme ilişkin endişeleri olduğunu belirtti. Türkiye’deki toplam mevduatın sadece yüzde 60’ının gerçek kişilere yüzde 40’ının ise şirketlere ve diğer kuruluşlara ait olduğunu aktaran Babuşçu, “Bu sistem sadece gerçek kişilerin mevduatını kapsıyor. Bu sisteme göre, şahsi hesabı olanlar kur korumalı TL mevduatı açabilecek. Ancak şirketlerin paralarını bu sistemde değerlendirme şansı yok. O yüzden dolarizasyona etkisi sınırlı olabilir” dedi.

Türkiye’de gerçek kişilerin mevduatlarının yüzde 92’sinin 3 aydan kısa vadeli, yüzde 8’inin mevduatlarının ise 3 aydan uzun vadeli olduğunu bilgisini veren Babuşçu, “Yeni sistemde 3 aydan kısa vadeli kur korumalı TL mevduatı açamıyorsunuz. Yüzde 92’lik kesim 3 aydan kısa vadeyi tercih ederken şu an 3 aydan uzun vadeye ne kadar yönlenir onu bilemiyoruz. Çok büyük bir bölümünün yönleneceğini düşünmüyorum. Büyük çoğunluk 3 aydan kısa vadeli mevduatlarda kalabilir. Çünkü Türkiye’de 3 ay sonrasını göremiyorsunuz” diye konuştu.

‘ENFLASYONİST ETKİLERİ OLACAK’

Mevduat sahiplerinin kur farkından oluşan kaybını kapatmak için 2 farklı yöntem olduğunu belirten Babuşçu, “Ya Merkez Bankası para basacak ya da Hazine’den vergiler aracılığıyla karşılanacak. Her ikisinin de enflasyonist etkileri olacak. Çünkü piyasada likidite bolluğu olacak. Kurun düşmesi ile bazı malların fiyatlarında belli ölçülerde düşüş olabilir ama kurdaki düşüşle aynı oranda olması beklenemez çünkü bir kere taşlar yerinden oynamıştır. Tekrar aynı noktaya gelmek zor” değerlendirmesinde bulundu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir